
Merhaba, artık okumaktan çok keyif aldığım; turuncu - siyah logosuna bir hayli aşina olduğum Sporx ailesinin içinden size sesleneceğim. Benim için müthiş bir tecrübe olacak, umarım bu yolda hep birlikte yürürüz!
Peki, ben kimim, hani klasik okuyucu düşüncesidir; "Kim bu ya, kendini kim sanıyor?"
Zaman zaman çeşitli gazete ve dergilerde, blog ve sitelerde futbola dair bir şeyler karalayıp durdum. Daima "düzenli" yazabileceğim ve prestijli bir camia aradım durdum. Sporx ile bu manada, dürüst olayım tam da umudumu kaybetmişken karşılaştım. Bunun evvelindeki yolculuk süresince BirGün'de yazdığım "Sadece Bir Deli" yazımla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 2010 Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü'ne layık görüldüm ki araştırmalarıma göre bu ödülü alan en genç isim de benim.
Ne yazacağım?Yazanlar kendilerini nasıl hissediyor bilmiyorum ama ben asla televizyondan izlediğim maçın, "maç yazısı"nı yazmam. Kendimi kandırmayı asla sevmem zira. Bunun yanı sıra, tuttuğu takım adına holiganca; yazarken ağzından sinir tükürükleri saça saça kendinden geçenleri de sevmem... Zira benim hayatım sadece tuttuğum takımdan ibaret değil. Basit bir örnek; bugüne dek aralarında maç izlediğim en keyifli tribün Yalovaspor tribünüydü... Amatöre düşmelerine de feci üzüldüm.
Futbolun sosyal yönünü irdelemeyi seviyorum zira klişe tabirle futbol cidden 20 adamın bir topun peşinden koşup 2 adamın da onları engellemeye çalıştığı bir olay değil. Yeşil sahanın beyaz çizgilerinin ötesindeki her şeyin bütünü bence! Söylediklerim size saçma geliyor olabilir, futbolu besleyen kavramları düşündüğümüzde bana hiç de saçma gelmiyor; milliyetçilik -dolaylı olarak aidiyet duygusu- ve aşırı sahiplenmekten doğan faşizm, buna eşlik eden düşmanlıklar, tribün dışında mülayimken o koltuklara geçtiğinde koltuğu başkasının kafasına geçiriveren insanlar... Çok mu normal geliyor size?
Neyse, irdeleriz! Artık Sporx'teyiz, tekrardan merhaba!
Twitter'dan beni takip edebilirsiniz... http://twitter.com/alper_kaya