
Baştan şunu söyleyeyim: ABD bu zavallı hücum performansıyla turnuvada şampiyon olmak bir yana madalya bile alamayabilirdi; Durant’ın insanüstü bileği ve imkansız üçlükleri olmasa. Krzyzevski’ye çok saygı duymama rağmen bunu yazıyorum.
Ayrıca şanslıydılar. Üst üste 4 kolay maçla yarı finale yorulmadan gelmeleri. Kendilerine meydan okumaya alışık, hatta daha iyi bir ABD’yi yenmiş, takımlardan hiçbiriyle (Yunanistan, Arjantin, İspanya, vb) karşılaşmamaları. Yarı finalde onlara karşı oynanmaması gereken tek sistemle oynamaya alışık Litvanya ile eşleşmeleri. Ve finalde yorgun bir Türkiye bulmaları. Ve biraz da NBA’a şükretmeliler, ki birçok yıldız ya orada fazlaca yorulduğu ya da kontratları izin vermediği –özellikle hafif sakatlıklarda- için gelemedi.
Gelelim bu turnuvada beğendiklerime. (Tamamen kişisel ve subjektif)1 numaraya
Huertas’ı seçerdim. Teodisic’i değil. Teodosic gibi ikili oyunları mükemmel oynayan ve takımını organize eden Huertas’ın artıları ise oyunda daha fazla kalabilmesi, daha çok skor bulabilmesi ve savunmada daha etkili oluşu. Türkiye tarihinin en önemli basketini atan ve en önemli geri dönüşüne imza atan Kerem 3. sıramda.
2 numarada Juan Carlos Navarro, Carlos Delfino ve Ömer Onan arasında bir seçim yapmak lazım. Navarro müthiş bir skorer. 2. Tur maçı öncesi ısınırken 20 kere üstüste üçlük sokması hala dillerde. Ömer hücumda tek eliyle bile iyi işler yaparken, savunmada top aldırmama üstadıydı. Ancak
Delfino’nun öldürücülüğü, hem içeriden hem dışarıdan sayı bulması ve hareketliliği bence onu diğerlerinin önüne çıkardı. Navarro 2, Ömer 3. sırada.
3 numara
Durant’dan başkası olamaz. O boyda biri için müthiş bir dış şut yüzdesi. Liderlik. Ve savunmada çaldığı toplar. Mütevazılığı. Ve hem finali hem yarı finali kazandırması. İçeriden oynayamasa da turnuvaya damgasını o vurdu. Hidomuz 2., Savanovic 3. sırada olabilir.
4 numara da açık.
Scola sadece sayı kralı olduğundan değil. Cüssesine göre çok hızlı olması, ribauntlarda müthiş zamanlaması, kusursuz orta mesafe şutları. Kleiza diğerlerinin en iyisiydi. Voronsevich son tercihim. Beklenmedik derecede iyiydi.
5 numara turnuvada olmayan bölgelerden biriydi ve gururla söylüyorum ki en güçlüsü bizimkiydi. Buraya hem Ömer Aşık hem Semih’i yazabiliriz. Her ikisi de olağanüstüydü.. Turnuva başında Ömer 1 adım öndeydi ancak sona gelindiğinde Ömer savunmada ne kadar etkiliyse, Semih de hücumda o kadar büyük işler yapmaya başladı. Ben
Semih’i tercih ediyorum. Basketbol tarihimizin en önemli saniyelerinde önce Kerem’in şutu için perde oldu, sonra –neredeyse faul yapsa da- blok yaptı. Üstelik Ömer’den daha iyi faul atıyor ve Ömer’in sahte sakatlığı ona biraz puan kaybettirdi. Buranın 3. tercihi ise sırf kaptanlığıyla bile Javtokas olmalı.
Şimdi aldığımız dersler…1- Hazırlık maçları yalancıdır:Turnuva öncesi Türkiye ve Litvanya’nın durumu içler acısıyken,Yunanistan, İspanya ve Almanya caka satıyordu. Neymiş? Hazırlık maçları güç gösterisi için değil, eksik ve opsiyonlar içinmiş. Turnuvaya her zaman bir şeyler saklamak da gerekiyormuş ayrıca.
2- Seyirci hayat verir:Türk seyircisinin bizimkiler üzerindeki etkisi yabancı yorumcuların bile dilinde. Bizim dışımızda en güçlü desteği Litvanyalılar verdi. Messi formalı taraftarlar Brezilya maçında Scola kadar başroldeydi. Slovenya’nın taraftarla ve taraftarsız farkı cam gibi netti. Açık değil mi? Birilerinin arkasında olduğunu bilen her insanın kendine guveni artar, cesaret bulur.
3- 6-7-8 yetmez 10-11-12 olsun... En az 10 oyuncun verim alacaksın:Türkiye ilk kez bu kadar çok oyuncusundan verim aldı. ABD, Sirbistan, Litvanya da turnuvada en fazla oyuncudan faydalanan takımlar oldu. İlk beşleri çok iyi olan Arjantin ve Brezilya dar kadrolarının kurbanı oldu. Keza Slovenya, Rusya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Porto Riko. Artık basketbol bu seviyede çok yüksek tempoda oynanıyor. Ben hiç bu kadar çok oyuncunun kenara “beni çıkarın” işareti yaptığını görmemiştim. Bu arada, her pozisyona da alternatifin olacak. Biz hariç bütün takımlar 5, Sırbistan ve Yunanistan 1, İspanya 4, Slovenya 3 numaralardaki eksiklerinden çekti. Kadrosu dar olanları saymıyorum bile.
Sizden mail’lerle gelen birkaç soru var.. Kısaca cevaplamaya çalışayım...
a) Hakemler skorları etkiledi mi?
Gördüğüm kadarıyla taraflı tek bir hakem yoktu. Hatalar da genelde eşit dağılıyordu. Hatta seyirciyi de pek takmadılar. Hatta çoğunda ters tepti. "Sanki deplasmandayız" yorumlarına bakmayın siz. Ancak faul standartları farklı olanlar vardı. Sırplar Youtube’da Kerem’in ayağının çizgide olduğu bir video bulmuşlar, ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Ancak bir hakemin o karmaşada bunu fark etmesi hiç kolay değildi.
b) ABD’yi yenebilir miydik?
Yarı final bizi bitirmeseydi belki. Hatta Hido’nun sakatlığının sebebi bile bence kas yorgunluğuydu. Tabii bizimkilerin yarı finali 21.30’da oynamaktan şikayet etmesi de haklı. Ancak maç saatlerini değiştiren ve nedense (hafta sonu olmasına rağmen) bizim maçı geç saate alan da organizasyon komitesinin kendisiydi. Öte yandan, doğru bir taktikle penetrelerden ve çoklu hücum ribaundlarından kaçındık ve açık alanda en az yakalanan takım olduk ABD’ye. Ancak bu kadar kontrollü oyun 24 saniye ihlallerine yol açtı. İki eksiğimiz vardı. Biri Durant’a –Sinan’ın kısa çabası hariç- sürekli top aldırıp yakın durmamamız. Diğeri ikili oyunları denemememiz.
c) Semih’in bloğu nizami miydi?
İlginç bir soru. Ve evet nizamiydi. Top inişe geçmemişti. Ancak tekrarlarda dikkat ettiyseniz Semih faulü santimlerle kaçırmış. Sırpların saklanma oyununu sezemememiz yüzünden neredeyse basket veya faul geliyormuş. Yine de bunlar başarımıza gölge düşüremez.
Son olarak FIBA’ya sesleniyorum: Kaldırın şu klasman maçlarını da kimseye eziyet etmeyin artık!