
Şu "şike" meselesi sizin de kafanızı benimki kadar karıştırdı mı bilmiyorum. Ancak ben, "Olağanüstü Genel Kurul" ve sonrasındaki gelişmelere bakarak, geldiğimiz noktadan en anladığımı toparlamaya karar verdim. Sıkı durun. Kafanız şimdiye kadar karışmadıysa bile birazdan karışacak.
Olağanüstü Genel Kurul deyince?
Siz de çok şey istiyorsunuz. Adı "olağanüstü genel kurul" olup da müthiş fikirlerin üretildiği, olgunluğun, saygının, hoşgörünün, empatinin tavan yaptığı kaç toplantı gördünüz ki hayatınızda? Hatta "olağanüstü" oturumlardan beklenen yumruklaşmalar, küfürler pek olmadığına göre "olağan" bile sayılabilirdi.
İlhan Cavcav dışında herkes simsiyah takımlarla gelmişti. Demek ki herkes için çok önemli bir olaydı. Ancak anlaşıldı ki, büyük bir kısım sadece sesini duyurmaya gelmişti, kalanlar da camiadaki dostları görüp sohbet etmeye.
Bu arada, Şenol Güneş yanlış toplantıya girmişti herhalde. "Benim için asıl önemli olan, gelecek nesillere neler aktaracağımızdır. Bugün burada konuşulanlar gelecek nesilleri zehirleyecektir. Futbol güzel ve basit bir oyundur. Ya takım olarak kazanın, ya da tek başınıza kaybedin." Bunları duyduktan sonra "durun ya biz napıyoruz" diyecek kimse yoktu ki orada.
Size gülüyoruz.. Acınacak halinize..
Federasyon üyeleri, bilimkurgu filmlerde (bkz Star Wars, İskoçyalı) duvarları gittikçe yakınlaşan odalara kısılıp kalan karakterler gibiler.
Tavandan UEFA, tabandan Fenerbahçe, dört duvardan ise meclis, kulüpler, taraftarlar ve yayıncı kuruluş geliyor.
M.A.Aydınlar'ın toplantının ortasında "yeteeerr!" şeklinde bir haykırışla ortaya atlayıp üstünü başını yırttığını filan görsem hiç şaşırmayacaktım! Kendisinden hala da böyle bir Michael Douglas performansı bekliyorum. (Bkz Sonun Başlangıcı)
Yine de Federasyon Başkanı, tüm kaosun içinde, günün en anlamlı sözünü etmeyi başardı: Herkes suçsuz da bir biz mi suçluyuz?
Yalnız, sezon başındaki konuşmasında olduğu gibi yine, "Biz nereden bilelim böyle kirli işler varmış da bunları temizlemek bize düşsün," lafını etti. Yani kanıtlara bayağı inanmış görünüyor.
Anlayanlar anlamayanlara anlatsın...
Federasyonu hep ne yaptığını bilmemekle suçluyoruz da, biraz da yöneticilere takılalım.
Bugüne kadar Fenerbahçeli yöneticilerin ve diğerlerinin tutuklu yargılanmasının mantıksız olduğunu savundum. Hem içeridekileri hem Fenerbahçelileri anlamaya çalıştım. (Hatta Fenerbahçeli olmadığım halde, bu yazıların Fenerbahçeli koktuğu yorumları geldi.)
Ancak ben hala Fenerbahçeli yöneticilerin ne demeye çalıştıklarını anlamış değilim! Neredeyse tek amaçlarının kafamızı karıştırmak olduğunu düşünmeye başlayacağım. Benim anla(ma)dıklarım şöyle mesela:
- Suçlu değiliz. Ancak suçlu çıkarsak cezamızı onurumuzla çekeriz. (Suçsuz olduğuna inanıp cezanı onurunla çekmeyi kabul etmek mi?? Neden?)
- Basına sızdırıldı, yargısız infaz yapıldı. (Çok doğru da, bu Fenerbahçe'ye özel bir durum değil. "Filancayı acımadan öldürdü" manşetinin altında küçük puntolarla "öldürmüş olabileceğinden şüpheleniliyor" yazdğına hiç şahit olmadık mı? Bu kadar isyan etmeye değer mi?)
- 7 aydır suçsuzluğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. (Ben de 7 aydır bunu bekliyorum aslında. Cezaevinden gönderilen birkaç mektup, futbolcuların maçları alnının teriyle kazandığı filan kastediliyorsa bana pek yeterli gelmedi.)
- Biz en baştan beri susuyoruz! Türk adaletine güvenimiz nedeniyle susuyoruz. (Neden? Adalete güvenenler susar diye bir şey mi var?)
- Federasyon, benim cezamı sen veremezsin. Senden büyük yargı var. (Tamam da, bundan sonra cezaları yargı vermeye başlarsa kopacak kıyameti görün siz? Aynı sezonu 3 kere oynayabiliriz.)
- Ancak yargı da davayı erken bitirmeye kalkarsa, play-offtan önce ceza uygulayamazsın. (Kaos olmadan yaşayamam.)
- UEFA senden büyük CAS var. (Hayır kasmanın anlamı yok ki, UEFA, Fenerbahçe'nin suçsuzluğu halinde tazminat ödemeyi kabul etti zaten. Cezaları arttıracağı halde bu kadar büyük risk almak neden?)
- Puan silemezsiniz, yoksa kendimizi küme düşürürüz! (Çatıya çıkmanın futbol versiyonu gibi oldu bu.)
- Ben Avrupa'ya gidemezsem kimse gidemez. Türkiye ceza yer. (Güzel de bunun Fenerbahçe'ye faydası ne? Tamam rakiplerinin 1 sezon için iyi para kazanmasına engel olursun da, ligin değeri düştüğünde, musluklar kesildiğinde, iyi oyuncular gelmek istemediğinde kim karlı çıkacak ki?)
Bu kadar insan (kendi çıkarları için de olsa) onların en az zarar görmesini sağlamaya çalışırken, takım var gücüyle ve şaşılacak bir psikolojik dirençle şampiyonluğa oynarken, Fenerbahçeli yöneticiler tam olarak ne yapmak istediklerini biraz daha net anlatsalar daha iyi değil mi?
Ama sizi anlıyoruz...
Yıldırım Demirören'i anlamak kolay. Çünkü Beşiktaş, Fenerbahçe ile aynı gemide. Üstelik büyük miktardaki borç, küme düşmelerle daha umutsuz hale gelebilir.
Ünal Aysal'ı da anlamak kolay. Bu kadar borcun varken yapılan yüklü transferleri karşılayabilmenin tek yolu Şampiyonlar Ligi gelirleri. UEFA toptan ceza verir de ŞL'ne gidemezlerse, yatırdıklarının nasıl geri döneceğini kara kara düşünüyor.
İki ilginç karakter daha var. Biri Melih Gökçek. Kendisi iki Ankara takımının birden imha noktasına gelmesinin baş sorumlusu. Ancak söylediği şey doğru. (Birgün bu söyleyeceğim hiç aklıma gelmemişti!) Ankaraspor hakkında ışık hızıyla, yargı beklenmeden karar alınırken hiçbir kulüp itiraz etmemişti.
Gökçek'in ortalığı karıştırma potansiyelini düşünürsek bu işi deşer, emsal filan gösterip dava açarsa, bütün bir lig o iki Ankara takımının kaderini paylaşabilir.
Diğeri Altay başkanı Ömer Hızlıok. "Sizler ahlak ve para konusunda gençlerimize ders verme şansını kaçırdınız," demiş ve ortalık birbirine girmiş. İyi de bunda şaşılacak ne var ki?



